ByAsLaNYüReKLiBoArD

ByAsLaNYüReKLiBoArD
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 YENI NESLIN GÖREVI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Administrator
Administrator
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1012
Laune : Sinirli
Kayıt tarihi : 25/01/08

MesajKonu: YENI NESLIN GÖREVI   Cuma Mart 21, 2008 5:01 pm

Dünya bir
keşmekeş içindedir; insan, insanoğlunun kurdu olmuş, hile ve desiseleri, ihanet
ve hiyanetleri korkunç. Yıkıcı ve bölücü cereyanlar birbirini takibediyor. Islam
âlemi de bundan pek farklı değil: Her kafadan bir ses!

Her yerde bir kuruluş! Buyrukların sayısı çok!.. Müctehid kesilenlerin, ahkâm
kesenlerin çalımından geçilmiyor! Hem de ilimsiz-irfansız! Okudukları birkaç
terceme veya te'lif!
O da
latin harfleriyle!..


Işte Islam
âleminin kısaca manzarası bu!.. Bu manzaraya henüz bulaşmamış; saflığını ve
berraklığını muhafaza eden yeni nesle düşen nedir? Buyruk olma hevesine
kendilerini kaptıranların, körü körüne arkalarına takılmalı mı? Yoksa bazı yazar
ve gazetecilerin söylediği ve yazdığı gibi, kendisine orta bir nokta bulup
hoşgörülü bir vaziyet alıp te'lifçi ve maslahatcı bir politika mı takib etmeli
ve böylelerini ortak bir hedefe doğru yönlendirilmeli veyahut hakkı ve haklıyı
aramalı, hakkın ve haklının safında ve yanında yer alıp diğerlerini hakka davet
etmeli mi?




Ey Yeni Nesil!


Işte üç şık senin
önünde!.. Bunlardan birini tercih sana düşmekte!..

Tercih de çok
önemli! Ya kazanacaksın ya da kaybedeceksin!

Bu derece önemli bir
noktadasın!.. Çok ciddî ve çok uyanık olmalısın!.. Karar vermeden önce kimin
dost, kimin değil; kimin yeterli, kimin değil; kimin ehil, kimin değil ve
nihayet kimin haklı kimin haksız olduğunu çok iyi tesbit etmelisin!..


Bu noktalarda sana bir ölçü,
bir kıstas, bir değerlendirme vasıtası lazımdır. Bu ölçü, kendi heva ve hevesin
olabilir, bu ölçü, çokluk, görünüş ve zahirî cazibeler olabilir; bu ölçü, maddî
menfaat, makam ve mevki olabilir; bu ölçü, akrabalık ve hısımlık olabilir; bu
ölçü, görenek ve gelenek olabilir... Bir de bunların ötesinde ve üstünde olup,
bunların da değer ölçüsü olan bir kıstas, bir ölçü vardır, değişmez bir ölçü
vardır.
O
da şeriat'tır, şeriat ölçüsüdür.



Ey Genç!

Senin başvuracağın
ve üzerinde duracağın tek mercii, tek kaynak ve tek miyar budur ve bu olmalıdır.
Bunu bulmalı, bilmeli, ilim ve iman haline getirmelisin ve şu şekilde formüle
etmelisin: "Kaynak Kur'an, örnek Peygamber!"

Işte böyle demelisin!
Talimatı Kur'an'dan, tatbikatı Peygamber'den almalısın ve artık hataya
düşmiyeceksin!..


O halde senin bu babda
atacağın ilk adım, yapacağın ilk iş, şeriat'ı okumandır, ilim ve iman haline
getirmendir. Burada da dikkat edeceğin bir şey var: O da yarım-yamalak bilgiye
sahip, allame kesilen ve kendi kafasına göre ahkâm kesen kişilerin kendilerinden
ve eserlerinden değil; sadakat ve samimiyetlerini, emanet ve ehliyetIerini,
metanet ve cesaretlerini söz, fiil ve icraatlariyle ortaya koyup isbat eden
kişilerin ortaya koydukları kitaplardan okuyacak ve öğreneceksin!.. Yani önce
şeriat'ı öğreneceksin ama, güvenilir kaynaklardan, güvenilir şahıslardan!..
Yoksa yarım mollalardan ve onların ortaya getirdikleri kitaplardan ve
kitapcıklardan değil!..

Yine bu babda muteber olan,
"bence, kanaatımca, fikrimce" gibi tabirlere dayanan alternatif ve
değerlendirmeler değil; ilim (bilme), iman (yüzde yüz) inanma esasına dayanır ve
dayanmalıdır.



METOD ÇEŞITLERI

Siyasî hayata gözlerini açan
yeni kuşak, şu metodlarla karşılaşacaktır:



1- Yabancı bir
metod,

2- Uzlaşmacı
bir metod,

3- Sentezci ve
kavmiyetci bir metod,

4- Bey'atcı bir
metod,

5- Te'lifci bir
metod,

6- Peygamberî bir
metod.


YABANCI BIR METOD:

1- Bu metod, parti
metodudur ve yabancıların takib ve tatbik ettiği bir metoddur. Islamî bir tarafı
yoktur; tamamen yabancıdır, ithal malıdır, batıdan gelmedir. Islam'la
bağdaşmayan demokrasinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Dolayısiyle Islam'la
anlaşamaz ve bağdaşamaz!..


2- Kaynakları
farklıdır; Islam kaynağını Allah'tan alır, vahye dayanır. Parti ise kaynağını
insandan, insan kafasından alır. Bu itibarla dava Islam, metod gayri Islamî! Bu
olacak şey mi? Şu da bir gerçektir ki, "meşru bir hedef, gayri meşru bir
vasıtayı meşru kılmaz."
O halde kaynaği şeriat'a aykırı olduğu gibi,
tatbikatı da şeriat'a aykırıdır.


3- Islaın'da taviz
verme yoktur. Partide ise taviz üstüne taviz vardır. Hele hele Türkiye'nin
şartlarına göre;


a) Parti
kurucuları, partiyi kurarken Hübel putunu ziyaret edip, mezarının başında saygı
duruşu yaparlar. Kur'an bunu şiddetle yasaklar. Tevbe suresinin 84. ayet-i
kerime'si şu mealde: "Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma,
mezarı başında durma. Çünkü onlar Allah'a ve Resulü'ne (karşı) küfre saptılar ve
fasıklar olarak öldüler."


Bu taviz değil
midir? Hem de imanı tehlikeye düşürecek derecede!..


b) Partilerin
tüzüklerini bir okuyun! "Partimiz mevcut anayasa çerçevesi içinde, ******
ilke ve inkilapları doğrultusunda faaliyet gösterir..."


Bu da taviz değil
midir? Fetvası alınabilir mi? Bunu yazmak veya söylemek bir müslümanın ağzına
sığar mı? Iman tehlikeye düşmez mi?


c) Fotoğraf asma:
Her parti binasna Hübel'in fotoğrafını asacaksınız, siz de o binada oturup
Islam'a, Islam davasına hizmet edeceksiniz. Alındı mı bunun fetvası? Mümküın mü?
Peygamber'in girmediği, meleklerin girmediği bir yer değil midir orası?
Şeytanların cirit attıkları bir yer değil midir orası?!.


d) Yemin
edeceksiniz: Hem gayri meşru bir yeminle! Hem de küfür ve kâfiri koruyacağına!..
Milletvekili seçildiniz! Önce kürsüye çıkıp küfür yemini yapacaksınız; öyle mi?
Aldınız mı bunun da fetvasını?!. Mümkün mü?


e) Kursüsüne çıkıp
yemin ettiğiniz yer neresidir, biliyor musunuz? Orada oturuyorsunuz, fotoğraf
asılıdır. Orada oturamazsınız; orada hakimiyet Allah'ın değildir! Orada
oturamazsınız; orada şeriat yoktur, Kur'an yoktur. Söz sahibi küfür
anayasasıdır. Orada oturamazsınız; orada söz sahibi Allah değildir, Hübel'dir.
Orada oturamazsınız; orada zaman zaman Hübel'e saygı duruşu yapılır ve nihayet
siz orada oturamazsınız; orası şirk meclisidir, put meclisidir, Ebu Cehiller'in
meclisidir ve Dar'un-Nedve'dir. Bir hadis-i şerif'te: "Akşama mü'min olarak
giren bir kişi sabaha kâfir olarak çıkar!.."

denmekte ve tehlike
gösterilmektedir.


f) "Biz laikliğe bağlıyız,
Amerika'daki demokrasiyi istiyoruz, partimizin dinle bir alakası yoktur!.." gibi
sözleri hatırlamayı unutmayınız!..

_________________
Bizim bir adımız var Ezanla kondu Selayla silinir ,biz iki günlük adamlara isim sildirmeyiz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://byaslanyurekli.yetkin-forum.com
Admin
Administrator
Administrator
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1012
Laune : Sinirli
Kayıt tarihi : 25/01/08

MesajKonu: Geri: YENI NESLIN GÖREVI   Cuma Mart 21, 2008 5:06 pm

UZLAŞMACI METOD:
Öyle kuruluşlar vardır ki,
kemalist rejimle uzlaşma halindedirler; birbirlerine taviz verir dururlar ve bu
suretle iki taraf da birbirleriyle gayet rahat geçinir, giderler. Yani
kendileri, kuruluş ve faaliyet yönünden rejimin izni, müsaadesi ve kontrolü
altındadırlar. Dolayısıyle rejim kendilerinden emindir, kendileri de rejimden
emindir; mal tehlikesi, can tehlikesi diye bir endişe bahis mevzu değildir.
Hedef ve dava yönünden maksat ve niyet sağlam olabilir ise de pratikte ve
tatbikatta rejime dürüst eleman yetiştirmektedirler...

Bunlar uzlaşmacı bir metod
takib ederler. Evet, uzlaşmacı bir metod diyoruz. Şöyle ki:


Rejime taviz verirler:

Kurs, kolej, yurt veya
herhangi bir öğretim ve eğitim yeri açmak için rejime giderler, rejimden müsaade
ister ve izin alırlar. Buna mukabil rejimin ileri sürdüğü şartları kabul eder ve
teminat verirler. Bu arada:


a) Hübel'in fotoğraflarını
binalarına asarlar. Bazen de olur ki, binaların giriş kısmına adamın heykelini
yerleştirirler.


b) Program laik düzenin
programıdır; girişler çıkışlar ona göredir. Okul programı hazırlanırken namaz
vakitleri ve cuma saatleri nazar-ı itibare alınmaz...


c) Zaman zaman Hübel
köşeleri yapılır, belli günlerde hübel hakkında konuşmalar yapılır ve adam
medhedilir, belli saatlerde saygı duruşları kendini gösterir.


d) Kılık ve kıyafeti rejim
tayin eder; çarşaf ve şalvar; başörtü, sarık ve cübbenin yeri yoktur.

Hatta yasaktır! Ne
öğrencide ne de öğretmen de sakal göremezsiniz. Dersde ve yemekte başlar
açıktır! Müşabehet tam: "Bir kimse bir kavme benzerse, o onlardandır!.."
Peygamber (s.a.v.) hadisinin tehlikeli gördüğü manzara!..


e) Kara günler ve bayram:
Hübel ve uşakları, senenin
19 Mayıs, 23 Nisan, 29 Ekim gibi günlerinde Islam'a ve Islam'ın mukaddes
müesseselerine darbeler vurmuşlardır. Dolayısıyle bu günler kendileri için birer
bayram günü ise de müslümanlar için birer kara gündür. Böyle günlerin takbih ve
tel'ini, nehiy ve inkâr edilmesi lazım gelirken küfrün ve kâfirliğin
temellerinin atıldığı bu günlerde yapılan merasimlere öğrenciler,
öğretmenlerinin nazaretinde katılırlar ve o genç dimağlar küfrün boyasiyle
boyanır.


f) Rejim memnun:
Rejim kendilerinden memnun!
Hem birkaç yönden!.. Zira rejim, bina bulma veya kiralama yönünden sıkıntı
çekmiyor, üstelik öğretmen ve diğer masraflar yönünden tasarruf ediyor, istediği
zaman iyi eleman, güvenilir memur bulabiliyor. Gerek tahsil devrinde ve gerekse
memuriyet hayatında kontrol rejimin elinde; rejim için bir tehlike yok!..
Tehlike bahis mevzuu olmayınca rejim artık sesini çıkarır mı? Üstelik kârı
var!..

Bütün bunların yanında daha
büyük bir avantajı var. O da bir taraftan, bu kabil faaliyetlere müsaade
ettiğinden, rejimi şirin gösterme, onu millete mal etme, diğer taraftan da
millet evladını oyalama ve uyutma; bunun da altında yatan sinsi iki şey: bir
taraftan inkilabî ruha sahip eleman yetiştirmeye engel olma bir taraftan da
milleti, bu ruhla yetişenlere düşman etme!..

Işte bütün bunlar
müvacehesinde kemalist rejim elbette memnun!.. Elbette geleceğinden emin!..



SENTEZCI VE KAVMIYETÇI
METOD:

Bu metod sahipleri derler
ki, iki unsur: Türklük ve Islamiyet! Bu iki unsur birbirinin mütemmimi!
Bunlardan bir terkib meydana getirip bir sentez yapmak lazım! Daha doğrusu; ne
Türk olmaksızın Islam ayakta durur ne de Islam olmaksızın Türk şeref bulur!..
Kişi, Ağrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar müslüman olmalıdır.



Tahlil ve tenkit:

Bunlar temelde ve esasta
partici olduklarından uzlaşmacı metod sahipleri hakkında söylenenler bunlar
hakkında da aynen varittir. Ilaveten bunlar sentezci bir metod ihdas
ettiklerinden Islam'a, Islam'ın ruh ve kemaline ters düştüler. Yani bu metod;
sentezci ve kavmiyetçi olmayı getirmenin yanında Islam'a, Islam dinine noksanlık
atfetmeyi de beraberinde getirmektedir. Türklük bir soyun ismidir. Islam dini
ise ilâhî vahye dayanır; Kaynağını Allah'ın saşmaz ilminden ve sonsuz
kudretinden alır. Dolayısıyle mükemmeldir, eksiği ve gediği yoktur ki, siz onu
Türklük'le veya Araplık'la veya herhangi bir şey ile ikmal edesiniz. Ve bu Maide
suresinin Islam'ın mükemmeliyet (1) yolundaki açık beyanına aykırıdır.
Dolayısiyle sentez ifadesi tehlikeli bir ifadedir; insanın maneviyatını
tehlikeye düşürür. Ve netice itibariyle şunu söyleyebiliriz ki, sentezci ve
kavmiyetçi metodu şeriat'la bağdaştırmak mümkün değildir.


BEY'ATÇILAR METODU:

Bunlara "Yeni Müctehidler"
de diyebilirsiniz; Ehl-i Sünnet mezhebini küçümser, mezhepsizliğe veya mezhep
değiştirmeğe zemin hazırlarlar.

Bunlar; Iran'a bey'at
ederler, emir ve tâlimatı Iran'dan almak isterler ve alırlar. Bu mevzuda etraflı
bilgi röportaj mahiyetinde "Iran'a Bakış" başlığı altında Ümmet
Gazetesi'nde neşredildi.


TE'LIFÇI METOD:

Bazı kuruluş ve yazarlar,
uzlaşmacı bir yol takib eder veya böyle bir yol takib edilmesini tavsiye
ederler. Ama, bu uzlaşma ile yukarda zikri geçen uzlaşmayı birbrine
karıştırmamalı. Zira bunlar arasında fark vardır. Yukardaki uzlaşma, kemalist
rejimle uzlaşmadır. Bu ise metodları farklı olan kuruluşlarla uzlaşmadır.


Bunlar derler ki: "Öyle bir
uyum ve öyle bir davranış içine girmeliyiz ki, kendimizi hak ve hakikatın
merkezi, dışımızdakileri ise, bunun haricinde görmemeliyiz. Çünkü bu anlayış ve
kavrayış, kuruluşları ve mensublarını hor görmeye götürür de düşmanlık meydana
getirir. Ama böyle değil de her kuruluş ve her fert birbirini müsamaha ile,
hoşgörü ile karşılarsa, müslümanlar birbirine yaklaşır ve aralarında bir
işbirliği yapılır. Işbirliği yapılırken de aradaki farklıliklar muhafaza
edilmelidir.


Şayet, bir müslüman diğer
bir müslümanı, partici olduğundan dolayı suçlarken; particinin niyyetini
unutmamalıdır. Iyi niyyetle parti yoluyla Islam'a hizmet etmek istiyorsa; onu
hor görmemeli, tersine hoşgörü ile karşılamalıdır. Mesela: Partisini tutan bir
müslüman, partiyi sadece bu toplumda Islam'a hizmet için, kullanılması gereken
vasıtalardan bir araç olarak kabul ettiğini ve başka yollarla da hizmet etme
imkânı olduğunu ve parti aracını kullanırken kimi tavizler verdiğini ve vermek
zorunda kaldığını açık yüreklilikle belirtiyorsa, bu müslümanı nasıl
değerlendirmek gerekmektedir? Böylesi niyyete sahip bir müslümanla kardeşlik
hukuku çerçevesinde ilişkiye girmekten kaçınmamak gerektiğini belirtmekte fayda
görürler. "Yani her iyi niyyet sahibi hizbullahî müslümanlar, ortak bir hedefe
gitmekten ve ortak işbirliğine girmekten ictinab etmemek gerekmektedir!..''
derler.


"Yani particilik
yapanlarımızın mutlaka partiyi terketmeleri, particilik yapmıyanların da mutlaka
particilik yapmaları şeklinde taleb ve teklifleri olmamalı. Farklılığımızı
koruyarak birbirimize hoşgörü ile karşılamak ve müşterek davalarda birbirimize
yaklaşıp ortak hareket etmek uygun ve nihayet Türkiye şartlarına uygun bir
strateji ve bir davet fıkhı oluşturmak uygun olur!..'' derler.


Ve bu arada bir de şunu
ilave ederler ve derler ki: "Her kuruluş mensubu, bizim kuruluşumuz yüzde yüz
doğrudur!.." dememeli, "başka kuruluşlara da tölerans tanımalıdır; onların
aleyhinde konuşmamalıdır ve onlara çatmamalıdır. Ve nihayet başka kuruluşların
söz, fiil ve hareketlerine değil, niyyetlerine ve içinde bulundukları şartlara
bakmalı, hatalı da olsalar ilişmemeli, hoşgörü ile karşılamalıdır..."


Devamla derler ki;
"Genç kuşak, eskiler gibi
olmamalı; yepyeni bir davet fıkhı, bir tebliğ metodu oluşturmalı ve bu babda
güzel bir nümune olmalıdır. Kendilerinden beklediğimiz de budur...''


Işte te'lifçi metod ve
elemanları ve elemanlarının arzettikleri özellikler!.. Hoşgörülü; "Gelene ağam,
geçene paşam!..'' demeli ve kimseye "Kaşın üstünde kara var!..'' dememelidir ve
böylece kuruluşların yanlışlıklarıyle meşgul olmak değil; aralarını te'lif
etmeli.


Acaba şeriat da
böyle mi diyor?!. Nerede kaldı ''Emr-i mâruf, nehy-i münker" müessesesi?!.
Adamlar; yanlış yola girmiş olacaklar, günah üstüne günah işliyecekler, taviz
üstüne taviz verecekler ve bu yüzden bütün bir ümmet hatta bütün bir dünya ve
hatta gelecek nesiller zarar görecek, bizim gencimiz de onlara karşı maslahat
icabı susacak; onları işbirliğine çağırmanın hatırı için onlara, kuruluş ve
mensuplarına: "Beyler! Yanlışlarınız var; yanlış gidiyorsunuz, takib ettiğiniz
metod sizi cehennemî bir uçurumun kenarına götürmektedir, zararın neresinden
dönülürse kârdır! Peygamberî bir metoda gelin!" demiyecek, bir nev'i "Dilsiz
Şeytan'' olacak!..


Maslahat icabı bu mu?
Şeriat böyle mi?
Kur'an böyle mi diyor?!.

Hayır! Ne şeriat
böyle diyor ne de Kur'an! Ve bu maslahat değil, mefsedet olur!.. Işte ayetler:


1-
"Birbirlerini yaptıklan fenalıklardan alıkoymaz-lardı. Gerçekten ne kötü iş
yapıyorlardı!"

(Maide, 79)


2- "Hak ancak senin
Rabb'inden (gelen)dir. Sakın şüphecilerden olma!"
(Bakara, 147)


3- "Sana ilimden bir şey
geldikten sonra onların heva ve heveslerine uyarsan elbette zalimlerden
olursun!"

(Bakara, 145)

Bir hadis-i
şerif:

"Israiloğulları'na eksiklikler evvela şöyle girdi: Bir kişi bir kişi ile
karşılaşıyordu ve "Ey falan, Allah'tan kork! Yaptığın seyi bırak. Bu helal
değildir sana!" diyordu. Ertesi gün tekrar karşılaşıyor, onu yaptıklanndan
engellemiyordu. Ayrıca yemek, içmek ve oturmak hususunda arkadaş oluyordu. Hepsi
birden böyle yapınca Allah'ü Teala da onların kalplerini birbirine çarptı. Sonra
buyurdu: "Israiloğullanndan olup ta küfredenler Davud'un ve Meryem oğlu Isa'nın
diliyle lanetlenmişlerdi. Bu baş kaldırmalarından ve aşırı gitmelerindendi."
Bölümün sonuna kadar okudu. Sonra buyurdu ki: "Hayır, Allah'a kasem ederim ki,
siz muhakkak mârufu emreder, münkerden nehyedersiniz. Zalimin elinden tutar,
hakkı onun üzerine galip getirirsiniz."

(Ebu Davud)


Diğer bir
rivayette hadisin sonu şöyle: "... Yerinden doğruldu ve buyurdu: Hayır,
nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a kasem ederim ki, siz onları hak üzerine
döndürünceye kadar çalışacaksınız."
(I. Hanbel)


Görüldüğü
üzere; bir müslüman veya bir topluluk, bir ferdin veya bir kuruluşun yanlış
hareketini, yanlış bir yol takib ettiğini gördüğü halde menetmezse, üstelik
onlarla haşrü neşir olursa, hadis ve ayetlerin beyanı vechiyle kınanıyor, red ve
inkâr ediliyor ve hatta lânetleniyor...

_________________
Bizim bir adımız var Ezanla kondu Selayla silinir ,biz iki günlük adamlara isim sildirmeyiz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://byaslanyurekli.yetkin-forum.com
Admin
Administrator
Administrator
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 1012
Laune : Sinirli
Kayıt tarihi : 25/01/08

MesajKonu: Geri: YENI NESLIN GÖREVI   Cuma Mart 21, 2008 5:11 pm

Değer ölcüsü:

Allah nizamının
hakim olmadığı cemiyetlerde irtikab edilen kötülükler ve takib edilen yanlış
metod ve usuller hususunda hangi esasa dayanarak insanları muhakeme edebiliriz?
Onlara yaptıkları ve takib ettikleri bir hareketten dolayı "bu kötüdür, bu
yanlıştır, sakın yapmayın?" diyebilmemiz için, yaptıkları şeyi ve takib
ettikleri metodu hangi ölçüye göre değerlendireceğiz?


Siz onlara "Bu
takib ettiğiniz yol yanlıştır!.." dediğinizde onlar kalkıp "Hayır! Eski
zamanlarda öyle idi ama şimdi dünyanın şartları her gün değişmektedir, cemiyet
her zaman ileriye doğru koşmaktadır. Bunun için değer ölçüleri değişik
olabilir..." derler.


Öyle ise,
herkes tarafından kabul gören öyle bir değer ölçüsüne sahip olmalıyız ki,
doğruyu ve yanlışı ona göre ölçüp değerlendirelim. Bu ölçü; insanların kendi
takdirlerinden, örf ve adetlerinden, arzu ve heveslerinden kaynaklanır mı?
Buna evet demek
mümkün mü? Hayır! Bütün bunlar her an değişmektedir; bir hal üzere sabit olduğu
görülmemiştir.


Heva ve heveslere uyduğumuz
takdirde ve kendi kafamızdan metod ihdas ettiğimiz veya noksanlıklarla dolu olan
herhangi bir kimseden ve hele hele din ve akidemize uymayan yabancılardan usul
ve metodumuzu aldığımız taktirde kılavuzu olmayan bir boşluğa doğru kendimizi ve
insanımızı atmış olmaz mıyız? Lamba işareti olmayan bir okyanusta kaybolup
gitmez miyiz?!. Öyle ise sabit, değişmez ve yüzde yüz isabetli bir ölçüye
ihtiyaç vardır. O da Allah'ın koyduğu ölçüdür, Islam'dır, şeriat'tır!..


Bu ölçüden hareket eden yeni
nesilin görevi, te'lif metodunu kendisine rehber alıp, her kuruluş veya her
şahsa karşı idare-i maslahatçı, müsamahakâr, hoşgörür bir tavır takınmak
değildir; Şeriat'ı kıstas, Peygamber'i (s.a.v.) örnek alacak ve bu değer
ölçüsüne göre hakkı ve haklıyı arıyacaktır. Dava yönünden olduğu gibi, metod
yönünden de yüzde yüz isabeti ve isabetliyi bulma yolunda azami gayret
sarfedecek ve bilecektir ki, her bir mevzu için hak ve isabet bir tanedir ve bir
yerdedir; iki tane ve iki yerde olamaz.


O halde mevcut kuruluşlar
içinde haklı ve isabetli tektir, iki değildir. Işte yeni nesil o teki mutlaka
bulacak, onu ilmen isbat edecek, iman haline getirecek ve işte orada karar
kılacaktır. (2) Tebliğ ve davetini, tenkit ve tahlilini oradan ve o saftan
yapacaktır. Hem de o safa yüzde yüz inanarak, şüphesiz ve tereddütsüz bağlanarak.
Ve yine bu noktadan hareket ederek, kuruluş ve icraatında hatalı ve tavizkâr
davrananları ikaz ve irşad edecek, kabul etmedikleri takdirde onları red ve
inkâr edecektir.


Elhasıl: Yeni nesil; her
halükârda açık, net ve kesin konuşacak, kuruluşunda hatalı, icraatında tavizkâr
olanları ilim dışı ilan etmede tereddüt etmiyecektir.

Aksi halde mesul
olur. Hem öylesine!..


Işte Kur'an:
"Ilmin (kesin
bilgin) olmadığı (herhangi) bir şeye tabi olma (arkasından gitme)! Zira kulak,
göz ve gönül; bütün bunlar ondan sorumludur (sorulacak, hesaba çekilecektir)."

(Isra, 36)


"Benim (halis)
kullarımı müjdele!

Onlar, her söyleneni dinlerler de en güzeline uyarlar. Işte Allah'ın kendilerine
hidayet ihsan ettiği kişiler bunlardır ve işte akıllı insanlar da bunlardır."

(Zümer, 18 )


Bu ayetler; akıl ve kalbe
mükemmel bir metod çizmektedir. Bu metod, beşeriyyetin son zamanlarda
ulaşabildiği ilmî metodu içine aldığı gibi, siyasî metodu da içine almaktadır.


Bir haber, bir hadise veya
bir hareket hakkında kesin hükme varmadan önce ciddî bir araştırma yapılmasını,
o babda söylenenlerin her birinin dinlenmesini ve ondan sonra karar verilmesini
Kur'an emretmektedir.

Islam'ın hassas
metodu işte budur. Kalb ve akıl bu yolu takib ettiği takdirde akide âleminde
vehim ve hurafeye yer kalmıyacağı gibi, bütün sahalarda ve bu arada siyasî
sahada da tereddüt ve şüphelerin yeri kalmaz!..


————————————————


(1)

"Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve
size din olarak Islamiyet'i beğendim."
(Maide, 3)

Bu ayet-i
celile'nin tefsirine Merhum Seyyid Kutup şöyle der: (Kısmen alıyorum): "Ayet-i
kerime, bu milletin; hayat metodunu, cemiyet nizamını ve kıyamete kadar devam
edecek irtibat ve maslahatlarının kanunlarını, aldıkları kaynağın tek olduğunu
ifade ediyor.


Keza bu dinin, her
cephesiyle; teşri (kanun koyma), ibadet ve itikad esaslariyle devam ve
istikrarının zarurî olduğunu, bu hususta en ufak tebdil ve tağyirin
düşünülemiyeceğini de ifade ediyor. Çünkü bu din; artık kemale ermiş,
tamamlanmış ve meseleleri halledilmiştir. Ondaki herhangi bir şeyi tadil etmek,
bütününü inkâr etmek gibidir. Çünkü bu keyfiyet; Allah'ın tamamladığına ve
kemale erdirdiğine karar verdiği bir şeyi inkâr etmek manasını taşır. Bu inkâr
ise hiç şüphesiz küfürdür.


Bu ayet-i kerime,
münakaşaya imkân bırakmıyacak bir katiyyetle karar veriyor ki; Islam, ebedî bir
din ve ebedî bir şeriat'tır... Tamamlanmış ve kemale ermiştir. Allah onu
insanlar için seçmiş ve beğenmiştir. Kim ki, tebdil, tağyir, reform gibi
laflarla onun aslını değiştirmeyi düşünürse, o kendine Islam'dan başka bir din
arasın! Bu ilâhi nizam; bütün hayata hükmeder, onu kontrol eder ve her türlü
tasarrufu yapar. O hayatın kendi nizamı içinde tekamül ve terakkisine müsaade
eder. Aslî ve fer'i hiçbir noktadan taviz vermeden hayatı yüceltir ve zaten
bunun için gelmiştir, bunun için bütün beşeriyetin son risaleti olmuştur."


(2)

Yeni nesil hakkı ve haklıyı bulmada bilhassa iki şeye dikkat edecektir:

a) Kuruluş ve
icraatında "Kaynak Kur'an, örnek Peygamber" diyor mu?

b) Ne pahasına
olursa olsun taviz verme yoluna gitmiyor mu?

Biliyor ve
inanıyoruz ki, yeni nesil, ciddî araştırmasını yaptığı taktirde bu iki vasfı
mevcut kuruluşlar içinde ancak "Islamî Cemaatler Birliği"nde bulacaktır.
Biz, diğer kuruluşların hepsinin tahlil ve tenkidini yaptık. Onlar da
yapabiliyorlarsa bu kuruluşun tahlil ve tenkidini, yapsınlar!





Merhum Emîr'ül-Mü'minîn ve Halîfet'ül-Müslimîn Cemaleddin Hocaoğlu (Rh.a.
)

_________________
Bizim bir adımız var Ezanla kondu Selayla silinir ,biz iki günlük adamlara isim sildirmeyiz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://byaslanyurekli.yetkin-forum.com
 
YENI NESLIN GÖREVI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» 50-51 anahtar görevi bugu......!!!!!!
» ÇEKEREK TANIYALIM
» 1000 Kitap Özeti Yeni Link! Tek Tek! Tamamını İndirmenize Gerek Yok!
» MSN ŞİFRESİ KIRMANIN FARKLI BİRÇOK YOLU!!!
» 83 LVL Yeni Skiller Bıçak Atma,Felankor Çıkarma,Tüm Party All Stat 15 vs.

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ByAsLaNYüReKLiBoArD :: °º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸DINI KOSE °º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸ :: Islami bilgiler-
Buraya geçin: